
Sektörler
Enerji ve Tabii Kaynaklar:
Rusya Federasyonu doğal kaynak bakımından dünyanın en önemli coğrafyasını elinde tutmaktadır. Zengin doğal gaz ve petrol kaynaklarının yanı sıra, kömür, alüminyum, bakır, demir, elmas, altın, gümüş, platin, demir dışı metaller ve orman kaynakları ile Rusya halen dünya hammadde ihracatında önde gelen ülkelerden biridir. Dünyadaki nikel ve kobalt üretiminin yüzde 20’si Rusya tarafından gerçekleştirilmektedir.
1990’lı yılların sonlarına doğru dünya metal fiyatlarındaki düşüş ve artan enerji fiyatları nedeniyle, enerji sektöründe üretkenliği artırmaya ve modernizasyona yönelik reform çalışmaları hızlandırılmıştır. Bu kapsamda, Rusya’daki enerji şirketleri “downstream” yerine daha çok ham petrol üretimine (“upstream”) ağırlık vermeye başlamıştır. Son dönemlerde şirket birleşmeleri ve BP/TNK örneğinde olduğu gibi dünya devlerinin de sektöre girmeleriyle Rus petrol şirketleri güçlerini arttırmışlar ve dünyanın en büyük firmaları arasına girmişlerdir.
Rusya’da petrol üreten belli başlı firmalar Yukos, Lukoil, BP/TNK, Surgutneft, Sibneft, Tatneft, Sidanco, Slavneft, Rosneft’tir. Ancak 2006 yılında üretimini en fazla arttıran firma yüzde 37,5 oranıyla Rosneft olmuştur. Söz konusu firma aynı zamanda Rusya’da petrol üreten tek kamu şirketidir.
BP firması tarafından yayınlanan Statistical Review of World Energy 2007 adlı raporda yer alan verilere göre 2005 yılı sonu itibariyle Rusya, 74,9 milyar varil ham petrol ve 47,65 trilyon metreküp doğalgaz rezervine sahiptir. Buna göre dünyadaki toplam petrol rezervlerinin yüzde 6,6’i, doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 26,3’si Rusya’dadır. Rezerv/üretim oranlarına bakıldığında ise mevcut rezervler ile ham petrolde 21,4 yıl, doğalgazda ise 80 yıllık üretim yapılabileceği görülmektedir.
2006 yılında Rusya’da 2005 yılına oranla yüzde 2,2’lük bir artışla 480,5 milyon ton petrol üretilmiştir. Söz konusu yılda 102,283 milyon dolarlık ham petrol ihracatı gerçekleştirilerek, bir önceki yıla göre yüzde 22’lik bir artış sağlanmıştır. Böylece 2006 yılındaki ham petrol ihracatı, toplam ihracatın yüzde 33,9’unu oluşturmuştur.
2006 yılında doğalgaz üretimi 612,1 milyar metreküptür ve bir önceki yıla göre yüzde 2,4 oranında artış gerçekleşmiştir. Söz konusu yılda 151,46 milyar metreküp doğalgaz ihracatı gerçekleştirilerek (Eski Sovyet ülkelerine yapılan ihracat dahil edilmemiştir.), yine bir önceki yıla göre yüzde 39,7’lik bir artış sağlanmıştır. Rusya’da doğalgaz ihracatı toplam ihracatın yüzde 14,5’ini oluşturmaktadır.
Statistical Review of World Energy 2008 verilerine göre 2007 yılı içersinde Rusya Federasyonu’nda 491,3 milyon ton petrol, 607,4 milyar m3 doğal gaz üretilmiştir. Doğal gaz üretiminde yüzde 0,8 oranında azalma yaşanırken, petrol üretiminde yüzde 2,2 oranında artış kaydedilmiştir.
2006 yılında 19,6 milyar metreküplük doğalgaz alımıyla halen Almanya ve İtalya’dan sonra Avrupa’daki en büyük üçüncü alıcı konumunda olan Türkiye’ye 2008-2010 döneminde Batı Hattı ve Mavi Akım vasıtasıyla gelecek Rus doğalgazının 30 milyar metreküpe ulaşması beklenmektedir.
Tarım: Rus ekonomisinde tarım önemli bir yer tutmasına rağmen ülke topraklarının büyük bir bölümü tarıma elverişli değildir. Rusya yüzölçümünün sadece yüzde 32’lik bir bölümünde tarım yapılabilmektedir. Ülkenin kuzeyinde toprak ekime uygun olmadığı için hayvancılık faaliyetleri ağırlık kazanmıştır. Güney Rusya ve Batı Sibirya’da ise başta tahıl olmak üzere birçok değişik tarımsal ürün yetiştirilebilmektedir. Ülkenin yüzde 45’inin ormanlarla kaplı olması nedeniyle kereste ve diğer orman ürünleri ihracatta önemli bir yer tutmaktadır.
2003 yılında Rusya’da tarımsal üretim yüzde 1,1 oranında artmış, 2004 yılının son aylarında ciddi bir daralma yaşanmasına rağmen yıllık bazda büyüme yüzde 1,6 oranında gerçekleşmiştir. 2006 yılına gelindiğinde ise tarımsal üretimdeki büyüme yüzde 1,7’ye ulaşmıştır. Tarımda çalışan nüfus 1992 yılında 10 milyon iken 2002 yılında 7,6 milyona, tarımda çalışanların toplam istihdamdaki payı ise yüzde 14’den yüzde 11,7’ye gerilemiştir. 2003-2007 yılları arasında tarım sektörünün GSMH içindeki payı yüzde 3 civarında seyretmektedir. Tarım sektörünün son 3 yıldır bir durgunluk içerisinde olduğunu söylemek mümkündür. Rusya, son yıllarda tahıl ihracatçısı olabilmeyi başarabilmiş ise de tarım sektörünün performansı Sovyet dönemine kıyasla oldukça zayıf bir durumdadır.
Son beş yılda büyük çapta federal hükümetin verdiği sübvansiyonlara bağlı olarak tarımsal kredilerde önemli artışlar yaşanmıştır. 2005 yılında yürürlüğe konulan, aralarında tarım sektörünün de yer aldığı 4 alanda devlet desteklerinin yoğunlaştırılması yönündeki ulusal program, özellikle küçük tarım işletmelerindeki büyümeye önemli katkı sağlamaktadır. 2006 yılı içerisinde 100.000’in üzerinde çiftçiye 26 milyar ruble kredi sağlanmıştır. (Bu tutar 2005 yılında 3,4 milyar ruble düzeyindedir.) Geleneksel tarım alanları toplam üretimin yüzde 87’sini sağlamakta olup sektörde çok önemli role sahiptir. Ekonomik gelişmeler ve artan tarımsal desteklerle birlikte tarımda artan verimlilik aşağıdaki tabloda görülebilmektedir.
Hayvancılık alanında aşağıdaki tablolardan da görüleceği üzere, gerek hayvan sayısı gerekse, üretim rakamları 1990’lı yılların başına göre önemli gerilemeler göstermiştir. Son dönemde, açılan soruşturmalar ve getirilen kısıtlamalarla, kümes hayvanları ve kırmızı et ithalatı sınırlandırılmıştır. Ekonomik Gelişme ve Ticaret Bakanlığı yetkilileri de, yaptıkları açıklamalarda, getirilen kısıtlamaların ithalatı engellemeyi amaçlamadığı, sadece yerli üretimi arttırmayı hedeflediklerini ve bu hedeflere ulaşılmakta olduğunu belirtmiştir. Hayvansal üretim de 1990’lı yılların başındaki seviyeden oldukça uzak olmasına rağmen artış eğilimindedir.
Rus halkının küçük alanlarda yaptığı üretim halen toplam hayvancılık üretiminin yüzde 52’sini teşkil etmektedir. Rus Hükümeti hayvancılık sektörünün gelişimi için etkin tedbirler almaktadır. 2005 yılında açıklanan ulusal plan çerçevesinde büyük ticari hayvansal üretim merkezlerinin kurulması, yenilenmesi ve modernizasyonu hedeflenmekte, küçük ve özel ihtiyaca dönük üretim yapanlara da kredi imkanları sağlanmasını öngörülmektedir.
Sanayi: Rusya’ya SSCB’den miras kalan sanayi altyapısı enerjiye dayalı, teknolojik olarak geri kalmış, düşük katma değerli, temelde işleme ve savunma sektörüne ağırlık veren bir yapıya sahiptir. Uzay ve havacılık gibi SSCB’nin teknoloji açısından rekabet avantajına sahip olduğu alanlarda bile yatırımın yetersizliği ve işgücü sermayesinin yitirilmesi nedeniyle üretim oranları düşmüştür. Ayrıca Sovyet döneminden kalma sübvansiyonların ortadan kalkmasıyla üreticilerin uluslararası alanda rekabet güçleri zayıflamıştır.
Rus hükümeti, ülkenin doğal kaynak ihraç ederek gelişmesini sürdüremeyeceğinin bilincinde olup, sanayileşme politikaları oluşturmaya gayret etmektedir. Bu nedenle Rus hükümeti öncelikle yurt içindeki talep, sonra BDT ve diğer ülkelere yönelik ihracat için üretim yapacak sanayi tesisleri kurulması amacıyla yabancı sermaye dahil çeşitli unsurları harekete geçirmeyi hedeflemektedir. Gümrüklerde yaşanan sorunlar ve yüksek vergiler, iç piyasadaki talebe yönelik üretim yapılmasını teşvik etmektedir. Talep, ekonomik gelişmeye paralel olarak canlılığını korumakta ve üretimi çekmektedir.
Ülkenin geniş bir coğrafyaya yayılması lojistik sorunlarını da gündeme getirmekte ve tüketim merkezlerine yakın yerlerdeki yatırımları cezbetmektedir. Moskova, St. Petersburg ve Rostov Bölgesi üretim ve dağıtım kanallarına yönelik yatırımların arttığı bölgeler olarak ön plana çıkmaktadır.
2004 yılında yüzde 8,3 oranında artmış olan sınai üretim, 2005 yılından itibaren yavaşlamaya başlamış ve 2006 yılında sadece yüzde 4,3’lük bir büyüme sağlamıştır. Rusya’daki başlıca sanayi makine imalat, savunma sanayi, otomotiv ve yan sanayi, inşaat malzemeleri, tekstil, cam ürünleri ve gıda işlemedir. 2007 yılında ise söz konusu sektörde yüzde 7,4’lük büyüme gözlemlenmiştir.
İnşaat: Rus inşaat sektörü 1990’lı yılların başında özelleştirilmişse de, yeterli yatırımın yapılmaması nedeniyle finansmanı devlet tarafından yapılan konut, sanayi tesisleri ve diğer büyük projelerin tamamlanmasında büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Yerleşim birimleri ile beraber elektrik ve su gibi sistemlerin ve ulaşım altyapısının modernize edilmesi gerekmektedir. Rus halkının yüzde 30’u su veya elektriğe erişimi olmayan evlerde yaşamaktadır. 1980’li yıllarda inişe geçen konut inşaatı, 2000 yılında 30 milyon metrekare ile en düşük seviyesine ulaşmıştır. 2001-2002 döneminde özellikle Moskova’da konut inşaatı tekrar artmaya başlamış, 2005 ve 2006 yıllarında ise bu artış devam etmiştir.
2002 yılında yüzde 2,7’lik bir büyüme gerçekleştirmiş olan inşaat sektörü, 2003 yılında yüzde 14,4 gibi oldukça yüksek bir büyüme oranına ulaştıktan sonra da büyümesine 2004 yılında yüzde 10,6 ile devam etmiştir. 2005 yılında büyüme yüzde 10,5’e düşmesine rağmen, 2006 yılının ilk 10 ayında sektördeki büyüme tekrar hızlanmış ve yüzde 13,2’yi bulmuştur.
1998’den önce arz ve talep arasındaki dengesizlik nedeniyle Moskova’da birinci sınıf ofis kiraları metrekare başına 700-800 dolara kadar çıkmış, ancak krizden sonra talebin hızla düşmesiyle kiralar üçte bir oranında inmiş ve büyük inşaat projeleri askıya alınmıştır. Son yıllarda sektörün istikrar kazanmasına ve yüksek büyüme oranları yakalanmasına rağmen Rusya’nın emlak piyasası halen “az gelişmiş” olarak nitelendirilmektedir. Bir örnek verilecek olursa, Moskova’daki toplam ofis alanı, aynı nüfusa sahip Londra’daki ofis alanının 10-15’te biri kadardır. Dünya fiyatlarının çok üstünde olan emlak fiyatlarının orta-uzun vadede normal seviyelere düşmesi beklenmektedir.
Rusya halkının artan konut ihtiyacını çözmek amacıyla, sosyal hizmetler alanında başlatılan reform sürecine ek olarak konut alanında da konut inşasını yüzde 30 artıracak yeni bir konut programı üzerinde çalışmalar başlatılmıştır. Hükümet, bu amaca yönelik olarak Mortgage Kredileri ve Direk Harcamalar Ajansına ayrılan yıllık 20 milyar ruble olan konut fonunu artırarak, yıllık 100 milyar rubleye (3,7 milyar dolar) yükseltmiştir. Aşağıdaki tabloda inşaat izinlerinin dağılımı görülmektedir.
Perakende Ticaret: Son dönemlerde büyük alışveriş merkezlerinin açılması ve sadece Moskova’da toplam alanı 1 milyon m2’yi bulan semt pazarlarının kapatılması ile perakende satışlar gelişmiştir.
Süper market ve hiper marketlerin de sayısı hızla artmaktadır. Marketlerde 25-40 bin arası çeşitte mal Rus tüketicilerine ulaştırılmaktadır. Türkiye’den Ramstore ile birlikte İsveç’ten IKEA ve Almanya’dan Metro, bu pazarın önde gelen isimleridir.
2002 yılında yüzde 8,1 oranında büyümüş olan perakende sektörü, 2003 yılında da aynı trendi sürdürmüş ve bu yılın büyüme oranı da yüzde 8 olarak gerçekleşmiştir. 2004 yılında ise sektörün büyümesi hızlanmış ve yüzde 12,1’lik bir büyüme hızına ulaşılmıştır. 2005 yılında yüzde 12,8’e ulaşan büyüme hızı, 2006 yılının ilk 10 ayında yüzde 12,5 oranında gerçekleşmiştir. ITKIB Rusya Federasyonu Temsilcisi Sabahattin Yavuz’un ilettiği rakamlara göre Rusya perakende sektörünün büyüklüğü 475 milyar dolardır. Bu tutarın yüzde 80’i ithalatla, yüzde 20’si iç üretimle karşılanmaktadır. Bu rakamın yüzde 10’a yakınını ise tekstil, deri, halı ve hazır giyim tüketimi oluşturmaktadır.1 2006 yılı itibariyle Rusya, Brezilya, Meksika, İspanya ve İtalya gibi ülkeleri geride bırakarak, dünyadaki en büyük 8. perakende pazarı haline gelmiştir.
Son yıllardaki artışa rağmen Rusya’daki alışveriş merkezi ve süper market sayısı Avrupa’nın büyük şehirlerine kıyasla oldukça azdır. Buna rağmen, Rus vatandaşlarının artan gelirleri ve Batı tarzı alışveriş merkezlerinin öncelikli olarak tercih edilir olması, Moskova ve St. Petersburg’daki alışveriş merkezlerinin sayılarını hızla arttırmaktadır.
Renaissance Capital firması tarafından yapılan bir araştırmaya göre, vergi, kira, kredi ödemeleri gibi kalemler çıkarıldıktan sonra Rus vatandaşlarının ellerinde kalan “harcanabilir gelir” birçok kalkınmakta olan ülkeye göre daha yüksektir. Araştırmada, ayrıca bu gelirin 2010 yılına kadar yüzde 46 oranında artması öngörülmektedir. Rusya’da gelir vergilerinin yüzde 13 gibi düşük bir seviyede olması ve nüfusun çoğunluğunun kira ödememesi bu duruma yol açmaktadır.
Rus halkı, gelirinin yüzde 75’ini tüketime harcamaktadır. Özellikle genç Rus vatandaşları tarafından sergilenen tüketim davranışları gittikçe Batı Avrupa’ya benzemeye başlamıştır. Araba, giyecek ve ayakkabı gibi ürünlerde Ruslar ucuz yerel markalar yerine daha pahalı yabancı markaları tercih etmektedir. Tercihleri etkileyen faktörlerde kalite, fiyatın önüne geçmektedir. Gıda konusunda ise Rusların tercihleri daha temiz ve sağlıklı gördükleri yerel ürünler yönündedir. Müşteri patlamasından en fazla faydalanacak alanlar olarak ise telekomünikasyon, turizm, restoranlar, emlak, mobilya ve ev eşyaları ifade edilmektedir.
Rublenin değerinin artması ve dolayısıyla ithal mallarının fiyatlarının yerli malların fiyatlarına yaklaşması nedeniyle hemen her sektörde ithal malların oranı yükselişe geçmiştir. Bu durumun önümüzdeki yıllarda da devam etmesi beklenmektedir.
Turizm: Turizm konusunda büyük bir potansiyele sahip olan Rusya, bu potansiyelini yeteri kadar değerlendirememektedir. Turizm sektörü, uluslararası piyasalarda tüketilen tüm hizmetlerin yüzde 35’ine tekabül etmektedir. Ne var ki, Rusya, sahip olduğu tarihsel ve doğal zenginliklerle turizm açısından cazip bir ülke olmasına rağmen küresel turizm gelirleri pastasından yüzde 1’den fazla pay alamamaktadır. Batılı ülkelerde turizm reklam kampanyaları için ayrılan kaynak yılda ortalama 40 milyon dolar civarındayken, Rusya’da bu rakam 140 bin dolar gibi oldukça düşük bir seviyede kalmıştır.
Rusya’da uygulanmakta olan Turizm Kalkınma Programı çerçevesinde ülkeye giriş yapan turist sayısının artırılması hedeflenmektedir. 1998 yılında Rusya’da yaşanan mali krizden sonra Rusların harcanabilir gelir düzeyinin yeniden artmaya başlaması nedeniyle özellikle son üç yıldır Rus turistlerin yurtdışı seyahatlerine gösterdikleri ilgi artmaya başlamıştır. Benzer şekilde Rusya’nın turizmden elde ettiği gelir de bu süre zarfında artmaya başlamış ve günümüze kadar artarak ulaşmıştır. Ancak Rusya’da orta gelirli turistler için konaklama imkanlarının çok kısıtlı oluşu, söz konusu kesimin ülkeye gelişini zorlaştırmaktadır.
2006 yılında yaklaşık 20,2 milyon turist tarafından ziyaret edilen Rusya, aynı yıl dünyanın en çok ziyaret edilen 10. ülkesi olmuştur. Rusya’yı ziyaret eden turistlerin yaklaşık 2/3’ü eski Sovyet Cumhuriyetlerine mensuptur. Ancak bu ziyaretçilerin büyük kısmının dönemlik işçi olarak Rusya’ya giriş yapıyor olması muhtemeldir. Almanya, Finlandiya, Amerika, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya ve son dönemlerde Güney Kore Rusya’ya en çok turist gönderen ülkeler arasında sayılabilir. Rusya’nın turizm gelirlerinin 2006 yılında yaklaşık 7,6 milyar dolar olduğu ve 2007 yılında bu rakamın 1/3 oranında arttığı tahmin edilmektedir.
2006 yılında tatil için RF dışına çıkmış Rus turistlerin sayısı 7 milyon 753 bin kişiye ulaşmış ve Türkiye’nin Rus turistlerin birinci sıradaki tatil ülkesi konumunu koruduğu görülmüştür. Türkiye’yi sırasıyla Mısır, Çin ve Finlandiya takip etmektedir. 2007 yılında ise Türkiye’yi ziyaret eden Rus turist sayısı yaklaşık 2,5 milyondur.
Son dönemlerde Rus pazarı ile ilgili olarak dikkati çeken bir husus ise son dakika (“last minute”) satışlarının gittikçe ağırlık kazanmasıdır. Bugün Rusya’dan Türkiye’ye gelenlerin yüzde 40’ı rezervasyonlarını tatilin başlangıcından 1-10 gün öncesinde yapmaktadır.
Bankacılık ve Finans:
Rusya’daki bankacılık sektöründe reforma ihtiyaç duyulduğu konusunda tüm ekonomik çevreler hemfikirdir. 2004 yılında teşkil edilen Mevduat Sigorta Fonu’na 2006 yılı sonu itibariyle 934 banka üyedir. Bu bankalar toplam bireysel mevduatın yüzde 99,3’ünü temsil etmektedir. 2006 yılı başında 100.000 ruble olan sigorta kapsamındaki mevduat üst limiti, 2006 Ağustos ayında 190.000 rubleye, Mart 2007’de ise 400.000 rubleye yükseltilmiştir.
Rusya'daki ticari bankacılık sistemi, 1988'de çıkarılan kooperatif kanunu uyarınca ilk devlet dışı bankaların kurulmasıyla oluşmuştur. Lisans alma ve denetleme hususlarındaki gevşeklik yüzünden 1994 itibariyle Rusya'da 2500 banka ortaya çıkmıştır. Ancak 1998 yılındaki ekonomik kriz banka sektörüne ağır bir darbe vurmuştur.
2004 yılı itibariyle Rusya'daki banka sayısı 1,329’du. Bu sayı 2006 yılında 1351’e ulaşmıştır. 2008 başı itibariyle Rusya’daki banka sayısı 1200’e düşmüştür. Ancak bu sayı yanıltıcı bir portre çizmekte ve bankacılık sektörünün devlet kontrolündeki oluşumlarda yoğunlaştığını yansıtmamaktadır. Bankaları aktif büyüklüğü ve sermaye yapısı açısından altı ayrı gruba ayrılmaktadırlar:
-
Devlet Bankaları: Devlet sübvansiyonlarının tarım kesimine aktarımını yapan Rosselkhozbank bunlardan biridir. VTB ve Sberbank ise ülkenin toplam bankacılık aktiflerinin yüzde 37’sine sahip olan ticari bankalardır. 2003 yılında bankacılık sisteminin gelişimini sağlamak amacıyla Sberbank’a tanınan özel ayrıcalıkların aşamalı olarak kaldırılması yönünde önemli adımlar atılmaya başlanmıştır.
-
Büyük Sermaye Gruplarının Bankaları: Kâr merkezleri yerine “yerel hazinedarlar” olarak adlandırılan ve aktiflerinin büyük bölümü ortaklarına kullandırdıkları kredi ve uluslararası piyasalarda değerlendirdikleri nakit kaynaklarından oluşan ve sayıları 16 adet olan bu gruba ait bankalar ülkenin toplam bankacılık aktiflerinin yüzde 16’sını ve Rus bankalarında tutulan tahmini 12 milyar ABD Dolarındaki serbest nakit kaynağı kontrol etmektedirler.
-
Üniversal Bankalar: Aktif büyüklükleri $ 250 – $ 3.000 milyon arasında yer alan ve sayıları 20’yi bulan bu bankalar kâr maksimizasyonuna bir önceki gruptan daha fazla önem vermektedirler.
-
Orta Ölçekli Bankalar: Sayıları 50’yi bulan bu bankaların aktif büyüklükleri $ 100 - $ 250 milyon arasında değişmektedir. Rusya’nın en istikrarlı ve kârlı görülebilecek bu grup bankalarının hedef kitlesini orta ölçekli yatırımlar oluşturmaktadır.
-
Küçük Ölçekli Bankalar: Rusya’da sayıları 1000’i bulan aktif büyüklükleri $ 100 milyondan az olan bu gruptaki bankaların ülkenin toplam bankacılık aktiflerindeki payları yüzde 18’dir. Çok heterojen bir yapıya sahip olan bu grupta, küçük işletmelere hizmet veren bölgesel bankalar yer aldığı gibi kompleks finansal operasyonları yürütmek için özel olarak kurulmuş olanların sayıları da oldukça fazladır.
-
Yabancı Bankalar: Rus bankacılık aktiflerinin Ekim 2006 itibariyle yaklaşık yüzde 15’ine sahiptir. Rusya’daki idari ve hukuki yapının bireysel ve ticari bankacılık hizmeti üzerinde oluşturduğu risk devam etmektedir. Bununla birlikte, Aralık 2006’da Rusya Parlamentosu’ndan geçen yasa değişiklikleriyle Rus Bankacılık Sistemine yabancı sermaye akışını teşvik edici önemli adımlar atılmıştır. Öte yandan, DTÖ’ye üyelik sürecinin tamamlanmasıyla bankacılık sektörüne olan yabancı yatırımcı güveninin artış göstermesi beklenmektedir.
-
Yabancı bankaların çoğu Moskova ve Petersburg'da yoğunlaşmış olup, genelde Rusya'da yaşayan yabancılara, iş yapan yabancı firmalara ve son zamanlarda da zengin Ruslara servis vermektedirler. Bu yabancı bankaların en başında Citibank, Deutsche Bank, HSBC, ABN AMRO, Credit Suisse First Boston gibi büyük Avrupa ve Amerikan bankaları gelmektedir. Türk bankalarından ise Deniz Bank, Finans Bank, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası ve Ziraat Bankası'nın Rusya'da şubeleri bulunmaktadır. Hazine Müsteşarlığı'nın açıkladığı bilgilere göre bu bankaların toplam yatırım tutarı 183 milyon dolardır.
Sermayeleri açısından Rusya'daki en büyük on banka şu şekilde sıralanmaktadır: Sberbank, Vneştorgbank, GazPromBank, Alfa Bank, Uluslararası Sanayi bankası, Uluslararası Moskova Bankası, NefteGazBank, Doveritilniy İnvestitsionniy Bank, Bank Moskvı ve Rosbank.
Rus Merkez Bankası yürürlüğe koyacağı uluslararası muhasebe standartları ve 2007 yılına kadar yükselteceği bankalar için minimum sermaye zorunluluğu (5.5 milyon dolar) ile çeşitli bankaları birleşmeye teşvik etmeyi planlamaktadır. Ancak birleşme konusundaki kuralların karmaşıklığı, birleşme işlemlerinin pahalı ve zaman alıcı olmalarına sebep olmaktadır. Buna karşın, rekabete açık bir banka sektörünün gelişimi karşısında duran en büyük engel şu anki koşullarda bankacılık sektörüne hükmeden Sberbank'ın kendisidir.
Banka sektörünün önündeki diğer bir engel ise Rus halkının bankacılık sistemine güven duymamasıdır. Bu sebeple, kişisel tasarruflar yatırıma çevrilememektedir. Ancak son zamanlarda halkın bankalara güveninin yavaş yavaş arttığı gözlemlenmektedir.
Sonuç olarak, Rus bankacılık sistemi deneyim yetersizliği, hızla değişen ekonomi piyasası, bankalara duyulan güvensizlik, hukuki altyapı eksikliği ve denetimdeki aksaklıklar yüzünden varolan potansiyelinin çok altında bulunmaktadır.
Ulaştırma: Rusya, ulaştırma alanında büyük bir potansiyele sahiptir. Çin Halk Cumhuriyeti ile Hindistan’ın ekonomik alanda kalkınmaları sayesinde Rusya’nın önemi de artmaktadır. Özellikle petrol ve petrol ürünlerinin taşımacılığına ağırlık veren Rusya, ulaştırma imkanlarını geliştirmeyi ve bu alanda ülkeye yabancı yatırım çekmeyi hedeflemektedir.
Rusya’nın ulaştırma sektörü düzenli bir büyüme trendi içerisindedir. 2002 yılında yüzde 5,6 oranında büyüyen sektör 2003 yılında yüzde 7,4, 2004 yılında ise yüzde 3,4’lük bir büyüme oranına ulaşmıştır.
Güney Rusya’daki limanları öncelikle ele alan Rusya Federasyonu, buradaki kapasiteyi artırma çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru da üzerinde hassasiyetle durulan bir konudur.
Petrol rezervleri nedeniyle Hazar Denizi bölgesi, Rus taşımacılık sektörü için büyük öneme sahiptir. Rus yetkilileri, Hazar konusunda yasal altyapının belirginlik kazanması hususunu ve çevre ile ilgili konuları gündeme getirmektedir. Taşımacılık alanında ise ülkelerin işbirliği yapması ve limanların birbirlerini tamamlayıcı özellikte olmaları, Rusya’nın diğer bölge ülkeleri ile diyaloga girdiği konulardır.
Rusya Federasyonu hızla artan petrol üretiminin çeşitli pazarlara ulaşmasını temin etmek amacıyla, kuzey limanlarının kapasitesini arttırmaya yönelik çalışmalar yaparken, Çin ve Japonya’ya yönelik petrol boru hattı konusunda da son dönemde gelişmeler yaşanmaktadır. Gerek Çin gerek Japonya Doğu Sibirya petrol alanlarının geliştirilmesi ve boru hatlarının inşası için finansal destek sağlamayı vaat etmiştir. 2004 yılı sonunda eski Başbakan Fradkov, Doğu Sibirya’daki Taishent’ten Nakhodka yakınlarındaki Perevoznaya Limanına uzanan 4130 km’lik boru hattı planını onaylamıştır. 2006 yılında boru hattını inşasına başlanmıştır. 2009 yılı itibariyle Transneft’in boru hattının Irkutsk’tan Çin sınırındaki Skorovodina’ya uzanan 2700 km’lik bölümünde yıllık ortalama 30 milyon ton taşıma gerçekleştirmesi planlanmaktadır. Petrol buradan tren yolu ile Rusya’nın Pasifik sahillinde bir ihracat terminaline taşınacaktır.
Rus ve Orta Asya petrollerinin Türkiye boğazları kullanılarak taşınmasının gecikmeye yol açtığı öne sürülerek alternatif projeler üretilmeye çalışılmaktadır. Bu kapsamda, eski Devlet Başkanı Putin 14 yıldır gündemde olan Balkan Petrol Boru Hattı’na ilişkin anlaşmaya 2007 yılının Mart ayında Yunanistan ve Bulgaristan Başbakanlarıyla birlikte imza atmıştır. Yaklaşık 900 kilometre uzunluğunda olacak petrol boru hattı Bulgaristan'ın Burgaz kentinden başlayıp Arnavutluk'un Vlore kentinde sona ermesi planlanmaktadır
Rusya’nın yüzölçümü olarak büyüklüğü ve Avrasya coğrafyası içerisindeki konumu, ülkede kombine taşımacılığın kullanımını mecburi hale getirmiştir. Rusya, bütün dünyadaki demiryollarının yüzde 7’sine sahiptir. Rus demiryollarının şu anda üçte bir kapasiteyle çalıştığı bilinmektedir. Rusya’nın en önemli demiryolu ağı, Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Kuzey Kafkasya hattıdır.
Rusya’nın Karadeniz ve Azak Denizi’ndeki limanları yılda 66 milyon tonluk bir kapasiteye sahiptir. Bu limanların ve Hazar Denizi’ndeki Rus limanlarının 2001 yılında işlemiş oldukları toplam yük ise 90 milyon ton olup bunun 65 milyon tonu akaryakıttır.
Rusya’nın nehir sistemi de bu ülkedeki taşımacılığın önemli unsurlarından birisidir. Batı Rusya’da yer alan nehirler ve kanallar sayesinde Baltık Denizi’nden Karadeniz’e su yoluyla ulaşmak mümkün olmaktadır. 2002 yılında toplam 29.3 milyon ton yükün taşındığı bu sistem uluslararası kanunlara değil Rus mevzuatına tabidir. Rus nehir ve kanalları, Kasım ayı sonundan Nisan ayı başına kadar buzlanma nedeniyle ulaşıma kapanmaktadır.
Havayolu ulaşımı da coğrafyanın gerektirdiği ölçüde gelişmiştir; ancak eskimiş terminal binaları ve uçaklar ile hizmet verilmeye çalışılmaktadır. Karayolu ulaşımında ise, gerek yük gerek yolcu taşımacılığı fazla tercih edilmemektedir. Özellikle ülkenin doğusunda altyapı yetersizliği bulunmaktadır. Transavrasya otoyolu projesi ile Doğu-Batı karayolu ulaşımının geliştirilmesi planlanmaktadır. Son dönemde Moskova ile St. Petersburg arasında bir otoyol inşaatı başlatılmıştır.
İstatistiklerdeki büyüklüklerden Rusya Federasyonu’nun ulaşım altyapısının geliştiği izlenimi edinilse de, mevcut alt ve üst yapıların eski ve demode oldukları ve coğrafyanın genişliği dikkate alındığında ulaşım altyapısına önemli yatırımlar yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Kaynak: Deik
